2012_05_14 028

Kur’ân kelimesinin türediği kök konusunda farklı görüşler vardır. Bu görüşleri, kelimenin hemzesiz ve hemzeli olduğunu savunanlar olarak iki grupta ele almak mümkündür. Kur’an isminin hemzesiz olduğunu söyleyenler içinde yer alan İmam Şâfiî’den rivayet edilen, başka ilim adamlarının da desteklediği birinci görüşe göre kelime harf‑i ta‘rifli olarak ”el-kur’ân” şeklindedir ve ne ”kara’e” fiilinden ne de başka bir kökten türemiştir; Tevrat ve İncil gibi son din için gönderilen kitaba Allah tarafından verilmiş özel isimdir. On kıraat imamından İbn Kesîr kelimeyi hemzesiz, diğerleri hemzeli olarak okurlar. Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî ile birlikte bir grup âlime göre kelime karn kökünden türemiştir ve ”bir şeyi diğer bir şeye yaklaştırmak, katmak” anlamındadır. Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ ve Kurtubî ise kurân kelimesine kök olarak karâ’ini gösterirler. Çünkü Kur’an âyetlerinden bir kısmı diğerini tasdik etmekte ve âyetler birbirine benzemektedir.

Abdullah b. Abbas, Katâde b. Diâme, Ebû Ubeyde Ma‘mer b. Müsennâ, İbn Cerîr et-Taberî, Zeccâc, Bâkıllânî gibi âlimlerle çağdaş ilim adamlarından Elmalılı Muhammed Hamdi ve Muhammed Tâhir b. Âşûr ”el-kur’ân” isminin ”kara’e” fiilinden türeyen hemzeli bir kelime olduğu görüşündedir. Ancak bunlar arasında da ”kara’e” fiilinin masdarlarına göre ”okumak”, ”toplamak” ve ”açıklamak’‘ anlamlarından hangisini ifade ettiği hususunda ihtilâf vardır. İbn Abbas kelimenin masdarı olan ”kur’ân”ın ”açıklamak, beyan etmek” mânasına geldiğini söylerken Katâde b. Diâme ve Zeccâc, ”toplamak ve bir araya getirmek” anlamında ”kara’tü’ş-şey’e kar’en” veya ”kara’tü’l-mâe fi’l-havzi” kullanışındaki fiilden masdar olduğunu ifade ederler. Taberî, her iki görüşün de Arap dilinde yerinin olduğunu belirtmekle birlikte bu görüşlerden İbn Abbas’a ait olanı tercih eder. Cevherî, Râgıb el-İsfahânî, İbn Atıyye el-Endelüsî gibi birçok âlim ise kelimenin ”okumak” (kıraat, tilâvet) mânasına gelen ”kara’e” fiilinden isim olduğunu söyler. İslâm vahyinin ”ikra’” (oku) buyruğu ile başlaması, Kur’an’da ”kara’e” kökünün ”okuma” anlamında on yedi yerde kullanılması ve Kur’an’ın çok okunması tavsiye edilen bir kitap olması gibi sebepler dikkate alındığında Kur’ân isminin ”okumak” anlamına gelen ”kara’e” fiilinden türediğini kabul etmek daha doğru görünmektedir. Pek çok Batılı ilim adamının Kur’an kelimesinin Süryânîce’deki ”yazı-metin okumak; kilisede yapılan ders” mânalarındaki karyânâ kökünden türediğini kabul ederler. ”Kara’e”nin asıl kök anlamı itibariyle doğrudan ”kıraat” ve ”tilâvet” anlamına gelmediğini Arap dilcileri de belirtmektedir. Ancak kelime Kur’an’ın indiği yıllar öncesinden itibaren ”okumak, bir bilgiyi zihinde muhafaza etmek” mânasında da kullanılmıştır.

Konuyu özetlersek, el-Kur’ân: Okunan ve tüm hikmetleri kendisinde toplayandır. “Rahman, Kur’an’ı öğretti.”55/1-2 Bu isim, Yüce kitabın okunan ve ezbere okunarak korunan, içerisinde pek çok hikmetli manaları barındıran bir kitap olduğunu vurgulamaktadır. Kelimenin kökünün ne olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimi, Kur’an ismi onun özel ismi olup herhangi bir kökten türememiştir derken; kimi, okuma anlamına KaRaE kökünden; kimi, toplama anlamına Kar’ kökünden; kimi, ziyafet anlamına Kırâ kökünden; kimi, eşsiz, fasîh anlamına Kırn kökünden;  kimi, birbirini destekleyen ve birbirine benzeyen delil anlamına Karîne kelimesinden; kimi de birbirine yakın KaRaNe kökünden türetildiğini söylemiştir.

Gerçekten de Kur’an bu anlamların hepsini bağrında barındırmaktadır. O, hem eşi benzeri olmayan özel bir kitaptır. Hem okunan bir kitap, hem içerisinde sayısız mânâ ve hikmeti toplayan bir kitap, hem Allah’ın mümin kullarına sunduğu ilahî bir ziyafet sofrası, hem delil ve belgelerle dolu bir kitap, hem eşsiz güzellikte fasîh bir lafız, hem de birbirine yakın dizili kelimelerden oluşan ve kulları Yaradan’a yaklaştıran bir kitaptır.

KAB Platformu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir