eski_kuran

Herhangi bir işe başlarken onun nedenselliğini bilmek bu işteki motivasyonumuzu artıracaktır. İşte bu nedenle Kur’ânî kavramları neden bilmemiz/irdelememiz gerektiğini de gayet net ve açık bir şekilde öğrenmeliyiz. Arapça olarak indirilen Kur’an’ı iyice anlamamız için bir sembol/işaret değerindeki kavramları bilmek gerekir. Arapça dili, diğer dillere nazaran çok geniş bir birikime sahiptir. Bir kelime için bazen sayfalar dolusu açıklama gerekiyor. İşte bu da Kur’an’ı tercemelerden -bir de terceme bozuksa- tam olarak anlayamamıza neden olabiliyor. Bu açığı kapatmak için ayrıca Kur’ânî kavramlar irdelenmeli ve öğrenilmelidir. Her zaman vurgulanan sahabenin Kur’an anlayışı ile günümüz müslümanının Kur’an anlayışı arasındaki uçurumun nedenlerinden biri de aynı kavrama farklı bakış açılarının gelişmiş olmasından dolayı farklı anlamların yüklenir hale gelmiş olmasıdır.

Kur’an arştan arza uzanan hablulallah,3/103 Allah’ın kopmayan ipidir. Adem atamızdan Kur’an’ın ilk muhatabı ümmî peygamberimize kadar gelen bütün kitap ve sahifelerin kaynağı aynı olmakla beraber muhatabına göre değişik dillerde ifade edilmiş, vahiy de bu iletişimin vasıtasıdır. İletişimde dört esas vardır ki bunlar kaynak, muhatab, alet ve mesajdır.

Allah ile kulları arasında iletişim söz konusu olunca, burada mesajın kaynağı Allah Teâlâ; mesajın yazılı olduğu yer Lehv-i Mahfûz;  muhatab, başta peygamberimiz olmak üzere kıyamete kadar gelecek bütün insanlar ve cinler; bu mesajın muhataplarına iletilme yolu, yani aleti ise her çeşidiyle vahiy, Cebrâil ve Peygamber; mesaj ise, kıyamete kadar gelecek bütün insanların “İnsan Kullanım El Kılavuzu” olan ve hiçbir harfi değişmemiş ve bozulmamış, ilave ve noksanlık yapıl/a/mamış olan Kur’ân-ı Kerîm’dir.

İlk muhataplarının ve peygamberimizin Arap olmaları nedeniyle, anladıkları dilden bir kitap ve aslı Lehv-i Mahfûz’da olan bu Kur’an bir Ramazan ayında Kadir gecesinde inmeye Arapça olarak başlayarak 23 seneye yakın bir zaman dilimi içinde ayet ayet, sure sure indirilmiştir. Kur’an’da kullanılan bütün kelimeler Araplar’ın bildiği Arapça veya Arapçalaşmış kelimelerdi. Kur’an, Araplar’ın da kullandığı bu kelimeleri kullanırken, anlam bakımından bir kısmını aynen kullandı, bir kısmının anlamlarına yeni anlamlar koydu, yanlış anlamlarda kullanılanların anlamlarını değiştirdi, bir kısmının ise anlamlarını tamamen kaldırıp yeni anlamlar yükledi. Bütün bunlara Arapça’nın zengin dil  özellikllerini de koyarsak, Kur’an’ın başka bir dile ana metnin maksadını tam olarak aktarmanın ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmış olur.

Kur’an’ın kullandığı bu dildeki yeni anlamlar, zaman sureci içinde kavram olarak bütün İslam alemine yayılmış olsa da, asırlar içinde bazı kelime ve kavramların anlamları açık olmasına rağmen bazıları ise ilk andan tam anlaşılamadığından açıklama ve yorumlamalara ihtiyaç duyuldu.

Vahiy geldiği zaman anlaşılmayan kelime ve kavramlar doğrudan peygamberimize soruluyor, oradan cevapları alınıyordu. Daha sonra bu sorular sahabeye, tabiine ve onların yolundan yürüyüp onlardan ilim ve feyz almış alimlere sorulmaya devam etti. Daha ileriki çağlarda ise Kur’an yeni fikirler ve mezhep taassupları ile yanlış anlamlandırmalara ve yorumlamalara muhatap oldu. Peygamberden, sahabeden ve tabiinden gelen rivayet ve anlayışların dışında, Kur’an ve İslam’ın ruhuna uymayan te’vil ve tefsirler başladı.

Bir dildeki kavramlar binanın temeline konulan taşlardır, modern anlamda kolonlardır. Onları sağlam oturtmazsanız depremlerde binanızın yıkılması kaçınılmaz olur. Ama taşları öyle bir sağlamlaştırıp oturtursanız tusunamiler bile zarar veremez. Bu nedenle kavramlar çok önemlidir. İhtilaflar çoğunlukla kavramlara yüklenen farklı anlamlardan çıkar. Önemli olan kavrama Allah ne anlam yüklemiş, resul ne anlamda kullanmış bunların göz önünde bulundurulması gerekir.

Kur’an-ı Kerim’i anlamaktan korkanlar vardır. Ona dokunmaktan korkanlar, dokununca çarpılacağını düşünenler vardır. Bütün bu engelleri aşıp da Kur’an’a ulaştıkları halde, onu okumaya başladıkarı halde, onu okurken, anlayamayanlar vadır. Onca yıldır süregelen tüm varlıkların sahibinin bir kelamı olan, değişmeyen tek ve ana kaynağımızı hem okuyup, hem anlayamamak çok acı geliyor insana… Kur’ân-ı Kerîm’i, Allah’ın kelamını anlama yolunda adım atmak için, önce kavramlarını öğrenmenin önemi ve önceliğini idrak edebilmek gerekiyor. Bu bakımdan adımların en güzeli ile yola başlayalım. O adımların ilki, Türkçe’ye en iyi bir dille çevrilmiş bir meal bulup ondan okumaya başlamaktır. Bu konuda size eşine ender rastlanabilecek bir bir meal tavsiye etmek isteriz. Bu meal Server İletişim tarafından basılan Hasan Tahsin Feyizli’nin “Feyzü’l-Furkân Açıklamalı Kur’ân-ı Kerîm Meali”dir. İkincisi, bu meali okurken yine de anlaşılamayan yerler olursa kavramları açıklayan kitaplara başvurmak, o da yetmiyorsa tefsirlere bakmaktır.

Kavramları yerli yerine oturtmadığımız zaman Kur’an’ın mesajını tam olarak anlayamaz ve hayatın içerisinde bir yere oturtamayız. İnsanlar kavramlara verdiği anlama göre şekillenir, ona göre hareket ederler, insanlara karşı tavrı da buna göre olur. Kavram kargaşasının olduğu ortamlarda insanlar birbirlerine karşı hem hoşgörüsüz olur hem de küfürle itham olunurlur. Kavramların netleştiği ortamlar safların belirginleştiği ortamlardır. Ortak noktaların oluşmasında, kullanılan kavramlara yüklenilen anlamların aynı olup olmadığının sık sık kontrol edilmesi çok önemlidir.

Kur’ânî kavramlar niçin önemlidir? Kavramların insanlar üzerindeki etkisi nasıldır? Kavramlara verilen anlamlar insanlar tarafından nasıl farklı algınabiliyor? Buna benzer sorular çoğaltılabilir. Kur’an’a parçacı olarak yaklaşıldığında kavrama verilen anlamda sapmalar olabiliyor. Bu sapmaların olması, Kur’an’dan kaynaklanan bir sapma değil, insandan kaynaklanan bir sapmadır. Kur’an’da bu durumu ortaya koyan bir çok ayet vardır. Kavramların saptırıldığı, yanlış anlam verildiği ortamlarda kavram kargaşasının önüne geçilemez. Bakara suresinin başlarında müfsid-fesatçı olanlar kendilerini muslih-düzeltici olarak lanse etmekte ama Allah onların müfsid olduğunu söylemektedir. Hatta Firavun bile Musa (as.)’yı bozgunculukla suçluyor. Mekke’de ve Medine’de inen surelere baktığımız zaman da orada insanların kafalarındaki bazı kavramların yanlış telakkileri üzerinde durarak, o kavramın nasıl algılanması gerektiğini ortaya koyan ayetlerin çok olduğunu müşahade edebiliriz. Mesela, insanların kerem-cömert kavramına yüklediği anlam nasıldı? Çağrı filmini seyrettiyseniz; orada Arap şairi bir Kureyş önderini övüyor, o da şaire bir kese altın veriyor. Bu durumda bir kese altını veren kerem sahibi yani cömert birisi olarak toplum nazarında kabul görüyor. Ama Allah indirdiği ayetlerde bunun kerem olmadığını, asıl keremin takva olduğunu bildirmiştir.

Kur’an’ı doğru algılama ve anlamamızın temel şartlarından birisi de yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı gibi kavramları doğru algılamaya ve yerli yerinde kullanmaya bağlıdır.

KAB Platformu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir