2__1_

Kur’an’ın bize anlatmak istediği tek şey var: Allah’ın birliği, yani Tevhid. Kur’an’da anlatılan peygamber kıssaları, yapılması emredilen şeyler veya yapılması yasaklanan şeylerden maksat da budur. Yerlerden, göklerden, denizden, karadan, yıldızdan, yağmurdan, bal arısından, örümcekten bahsetmesi de, sadece ve sadece Allah’ın gücünün anlaşılması ve tek olduğunun idrak edilmesi içindir. Yoksa Kur’an ne coğrafya, ne astronomi, ne kimya ne de başka bir ilimden bahseden kitap değildir. Sadece insanların yaratıcılarını tanımaları ve O’na varoluş maksatları olan gerçek kulluk yapabilmeleri için ‘İnsan Kullanım El Kılavuzu’dur.

Kur’an’ın bu anlatmak/demek istediği şeyi bilmediğimiz bir dilden nasıl anlayacağız? Okuduklarımızı anlamıyorsak, sadece okumak bize ne kazandıracak?
Evet Kur’an hem lafız hem de manadan ibaret olduğuna göre, Kur’an’ın asıl harfleri anlaşılmadan da olsa okunduğu zaman sevap kazanılır. Kur’an’ın asıl harfleri dışındaki tercemeleri Kur’an sayılmaz ve ibadetlerde Kur’an yerine okunamaz. Anlamak için de tercemelerinden okuduğumuz sure veya ayetlerin anlamlarını okumamız gerekir.

Kur’an’ı sadece hocalar anlamaz, herkes Kur’an’ı tam olarak anlamasa da Kur’an’dan anlar. Ama Kur’an’ı başka bir dile terceme etmek veya tefsir etmek herkesin işi değildir. Bu işi yapmak belirli ilim dallarından bilgili ve uzman olmayı gerektirir. Yapılmış terceme veya tefsirleri her müslüman okuyabilir, anlayabilir; okumalı ve anlamalıdır da. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, sadece Kur’an meallerini okuyarak hüküm çıkarmaya kalkışılmamasıdır. Yanlış olan meal okumak değil, sadece meal okuyarak ondan hüküm çıkarmaya kalkmaktır.

Kur’an’ın muhatabı, inanan veya inanmayan bütün insanlar ve cinlerdir. Kur’an sadece Arapların veya inanların kitabı değildir. Kur’an’ın mesajı aynı zamanda bir bölgeye ait olmadığından bütün zaman ve mekanları da kapsar, ilgi ve etki alanı içine alır. Yani bu kitabın manası müminlere has zannedilmemelidir. Buna muhatap olacak olanlar ikidir: Mümin ve mümin olmayan. İnanmayan kafirler için bu mübarek kitab bir korkutmadır. Sadece onların korkunç sonlarını açıklama ve haber vermedir. Onlar bunlara inanmayacaklar ve inanmadıkları için sakınmayacaklar.

Şu halde Kur’an’da kendileri için acı şeylerden azab ve cezadan başka bir şey duymayacaklardır. Fakat onlar inanmadığı için gerçek değişmiş olmayacak, doğru haber yerini bulacaktır. Bunun için Kur’an’dan istifade edemeyecek kimseler çok olabilir, ama Kur’an’ın hükmü dışında kalabilecek hiç kimse düşünülemez. Şu kadar ki, bu hüküm lehine olmaz da aleyhine olur. Mesela kafir, “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” (A’raf,7/44) hükmüne inanmamakla bundan kurtulacak değildir. Bunun gibi, Kur’an’ı arkalarına atanlar, dinlemek, amel etmek istemeyenler böyle yapmakla Kur’an’ın hükmünden kendilerini kurtarmak şöyle dursun, aksine tamamen onun korkutucu hükmüne atılmış olurlar. Müminlere gelince: Kur’an, onlar hakkında bir hatırlatıcıdır, iman ettikleri ve fakat ayrıntısını unutup geciktirdikleri şeyleri kendilerine hatırlatır, akıllarına getirir. Müminler Kur’an’ı devamlı bir hatırlatıcı, bir rehber olmak üzere ellerinde ve gönüllerinde tutmalı, herhangi bir hususta bir iş yapacakları zaman onun açıkça veya dolaylı yoldan bildirdiklerine müracaat ile uyarı ve yol göstermesine, iznine veya yasağına göre hareket etmelidirler.(Elmalılı, 7/Araf, 2. Ayetin tefsirinden.)

Kur’an baştan sona Allah’ın sözüdür. İnsan veya başka bir varlık sözü değildir. Aslı Lehv-i Mahfuz denilen, mahiyetini sadece Allah’ın bildiği bir kitaptadır. 23 sene içinde gerektikçe oradan dünyaya, peygamberin kalbine indirilmiş, vahiy katipleri tarafından yazılmıştır. İndiği günden bugüne ve kıyamete kadar da tam ve eksiksiz olarak var olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir