KAB_W_H_KURANLA_ILGILI_HADIS_1280x960_007

Münâsebâtü’l-Âyât ve’s-Süver, âyetler ve sûreler arasındaki anlam ilişkisi ve bunu inceleyen bilim dalıdır. Sözlükte “iki şey arasındaki ilişki” anlamına gelen münâsebetin çoğulu ile âyet ve sûre kelimelerinin çoğulundan oluşan münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver terkibinde münasebet yerine aynı anlamda tenâsüb de kullanılmaktadır. Kur’an’ın, âyet ve sûreleriyle bir bütün olduğu düşüncesinin işlendiği nazmü’l-Kur’ân konusunun münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver ile yakın ilgisi vardır. Münâsebât ve tenâsüb kelimeleri âyetler ve sûreler arasında icmal-tafsil, umumî-hususî, veya sebep-müsebbeb, illet-mâlûl, benzerlik-zıtlık gibi zihnî bağlarla mâna irtibatını göstermek üzere kullanılmakta olup bu husus Kur’ân-ı Kerîm’in günümüzdeki tertibiyle yakından ilgilidir. Âyetler ve sûreler arasındaki ilişkiler konusu mevcut mushaf tertibinin tevkîfî olduğu görüşü esas alınarak incelenmektedir. Kur’an’ın âyet ve sûrelerinin nüzul sebeplerini araştıran esbâb-ı nüzûl çalışmaları Hz. Peygamber ve sahabeden gelen rivayetlere dayandığı halde âyetler ve sûreler arasındaki ilişkilere dair bilgilerin akla dayandığı belirtilmektedir.

Müfessirler, eğer arka arkaya gelen âyetler veya sûreler arasında açık bir ilişki varsa, biri diğerini anlam bakımından tamamlıyor ve ikinci âyet birinci için tekit, tefsir, itiraz vb. durumda bulunuyorsa buradaki münasebet vechini göstermeye gerek duymamışlar, genellikle, ilk bakışta birbiriyle ilgisi yokmuş gibi görünen âyet grupları ve sûreler arasında varlığını düşündükleri ilişkileri ortaya çıkarmaya gayret etmişlerdir. Bunu yaparken de öncelikle her sûrenin ana temasını tesbit edip ardından onu destekleyen yan faktörleri bulma ve bu faktörleri asıl maksada yakınlık veya uzaklık yönünden derecelendirme yoluna gitmişlerdir.

Âyetler arasında bulunabileceği düşünülen başlıca münasebet çeşitleri şunlardır:
a) İki benzer hususun arka arkaya zikredilmesi.
b) İki zıt hususun peş peşe gelmesi.
c) Bir konudan bahsedilirken başka bir konuya temas edilip yeniden asıl konuya dönülmesi.
d) Kelâm sahibinin, konusunu bir münasebetle bırakarak başka bir konuya geçmesi.
e) Okuyucunun dikkatini çekmek için “hazâ” (bu, şu) ifadesiyle geçiş yapılması.
f) Bir girişten sonra asıl gayenin belirtilmesi.
g) Kelâmda asıl kastedilen mânanın aksini vehmettiren bir unsurun bulunması sebebiyle yanlış anlaşılma ihtimalini gidermek için kelâmın ortasına veya sonuna başka bir sözün eklenmesi. Öte yandan bir âyetin içindeki münasebet, âyetin ifadeleri arasındaki münasebet ve âyetin başı ile sonu arasındaki münasebet olarak ele alınmıştır.

Sûreler arasındaki münasebet şekilleri de şöylece sıralanabilir:
a) Sûrenin konusu ile ismi arasında münasebet.
b) Sûrenin baş tarafı ile sonu arasında münasebet.
c) Bir sûre¬nin son âyetiyle sonraki sûrenin ilk âyeti yahut ilk sûrenin sonundaki bazı âyetlerle müteakip sûrenin baş tarafındaki bazı âyetler arasındaki münasebet.
Birbirini takip eden sûreler arasında bulunduğu ileri sürülen başlıca münasebet yönleri de şunlardır:
a) İcmal-tafsil ilişkisi. Önceki sûrede kısaca temas edilen konuların arkasından gelen sûrede geniş bir şekilde ele alınması. Meselâ Fatiha sûresinde insanlar rablerinden kendilerini doğru yola iletmesini istemişlerdir; buna nasıl ulaşılacağı, ne gibi ameller yapılması gerektiği de Bakara sûresinde geniş olarak ele alınmıştır.
b) Tetimme. Önceki sûrede anlatılan konuya müteakip sûrede devam edilmesi, konunun ikinci sûre ile tamamlanması. Bakara sûresinde ele alınan iman, ibadet ve muamelât gibi hususlara Âl-i İmrân, Nisa ve Mâide sûrelerinde devam edilmiştir.
c) Sebep-müsebbeb ilişkisi. Önceki sûrenin sonra gelen sûre için sebep durumunda olması. Meselâ Fîl sûresinde, Kabe’yi yıkmak için filleriyle Mekke üzerine yürüyen Ebrehe’nin ordusunun nasıl helak edildiği anlatılmakta, ardından gelen Kureyş sûresinde de bunun Kureyşliler’in Beytullah’a olan ülfetini sağlamlaştırmak için yapıldığına işaret edilmektedir.
d) Umum – husus ilişkisi. İlk sûrede genel hatlarıyla ele alınan bir konunun ikinci sûrede özel olarak işlenmesidir. Meselâ Felâk sûresinde, “Yarattığı şeylerin şerrinden sabahın rabbine sığınırım de!” buyurulduktan sonra Nâs sûresinde, Allah’ın yarattığı şeylerden olup insanların kalplerine vesvese sokan cin ve insan şeytanının şerrinden söz edilmiştir.
e) Mukabele. Sonra gelen sûrenin öncekinde yer alan konuların mukabili durumunda olması. Mâûn sûresinde zikredilen Mekke müşriklerinin başlıca özelliklerine ve kötü davranışlarına mukabil Kevser sûresinde Hz. Peygamber’in ve dolayısıyla müminlerin yapmaları gereken olumlu davranışlar yer almıştır.
f) Benzerlik-zıtlık ilişkisi. Birbirini takip eden sûrelerin benzer veya zıt konuları ihtiva etmesidir.

Her sûrenin mânası itibariyle tek başına ayrı bir fonksiyonu olduğu gibi kendisinden önce veya sonra gelen sûrelere göre başka fonksiyonları da bulunabilmektedir. Meselâ Hümeze sûresinin tek başına bir konusu olmakla birlikte sûre ayrıca bir önceki Asr sûresinde belirtilen hüsranın sebebini göstermekte, sonraki sûrede anlatılan fil olayında Kabe’ye saldıranların helak edilmesi, Hümeze sûresinde vuku bulacağı haber verilen “hutame” için bir delil veya işaret teşkil etmektedir.

KAB Platformu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir